Bu aralar ülke gündemi bir hayli yoğun. Siyasi partiler referandum için meydanlara inerken PKK yaklaşık kırk günlük bir ateşkes ilan etti. Ateşkes, Türkiye siyasi tarihi için çok önemli bir dönemeç muhakkak. 30 yıldır devam eden bir kavganın iki tarafından biri; silahlarını bir süreliğine susturdu. STÖ’ler bu çatışmasızlık döneminin önemine vurgu yaparken; bir daha aynı acıların yaşanmaması için de hükümet kanadının adım atmasını beklemektedir.Hükümet kanadı bu olumlu gelişmeyi ayaküstü bir kaç kelimeyle geçiştirip harıl harıl referanduma odaklanmış gibi duruyor. Sanki onlar için ne varsa ne yoksa referandum. Peki, nedir bu referandum?
CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun ‘referandum fındığa çare olacak mı ’ gibi yüzeysel bir soru sormak saçma olacaktır bu ülkenin çocukları birbirini boğazlarken.
Referandumla ilgili sorulması gereken tek soru şu olmalıdır:
Bu anayasa değişikliği bu ülkenin acılarına bir son olacak mıdır?
Bununla beraber;
Bu anayasa değişikliği Türkiye’de bir anaokulu bile olmayan, makam mevki ile kandırılmaya çalışan Kürtlerin; eşit yurttaş olma hakkını iade edebilecek midir?
Bu anayasa değişikliği Kürtlerin temsiliyetini engelleyen, onların yönetime ortak olmasını gasp eden % 10 seçim barajını ortadan kaldıracak mıdır?
Bu anayasa değişikliği darbenin bir sonucu olan PKK’yı dağdan indirmeye ikna edebilecek midir?
Bu anayasa değişikliği tutuklanan binlerce Kürt siyasetçiyi özgürlüğüne kavuşturabilecek midir?
Bu anayasa değişikliği bu ülkedeki şiddeti ortadan kaldırabilecek midir?
Bunlardan dolayı, bu ülkedeki toplumsal barışın temel ihtiyaçlarını karşılamayan bir anayasa değişikliğine; evet ya da hayır demenin bir anlam teşkil etmeyeceği kanısındayım.
Başbakan ve hükümet vatandaşı evet ya da hayır arasına sıkıştırmaya zorlarken, lafı ya benden olursun ya da onlardan demeye getiriyor. Bunun üzerine hazır bir yaftası da var:
-Kürtler Ergenekon’la, statükoyla el ele.
Ama kimse siz statükoyla el ele değil misiniz diye sormuyor?
Şemdinli de apaçık olayı siz örtbas etmediniz mi? O zaman statükoyu korumadınız mı? Partimizi kapattırmayın, kapattırsanız doğuda meydan DTP’ ye kalır tehdidiyle statükoyla pazarlık etmediniz mi?
Ayrıca 2007 seçimlerinde önce DTP’nin bağımsız adaylarla seçime gireceğini açıkladığı günün ertesinde; CHP ile bir olup bağımsızların bileşik oy pusulasında yer almasına ilişkin yasa değişikliğini alelacele meclisten geçirtmediniz mi? % 10 seçim barajıyla temsiliyetini engellediğiniz Kürtlere karşı, hiç olmayacak diye düşünülen ittifakı siz yapmadınız mı? Onların iradesine engellemediniz mi? DTP’li bağımsızların aday olduğu illerde seçim pusulaları birkaç metreyi bulmasına yol vermediniz mi? Seçmenlere iple , karışla oy vereceği kişileri arattırmadınız mı? Bunların hepsini siz yapmadınız mı?
Yaptınız! Çünkü mevzu bahis Kürtler olunca her şey mübah. Anca o zaman, sol cenahıyla, sağ cenahıyla,liberaliyle,faşistiyle,inanıyla,dinsiziyle birlik olunur.
Şimdi BDP’lilere demokrasi dersi vermeye kalkan cemaatçiler, liberaller, TARAF’sızım diyenler, demokratlar bu yapılanlar karşısında AKP’yi uyarma zahmetine neden girişmediler?
Türkiye’deki Kürt sorunu turnusol kağıdı gibidir. Vicdanıyla hareket edip etmeyenleri, gerçek tarafsızları, gerçek demokratları ayırt eder birbirinden…
Onun için bu ülkenin kanayan yarası karşısında vicdanlarımızla duralım. Ve referandumdan daha önemli bir şey duruyor önümüzde : ÇATIŞMASIZLIK..
Anaların ağlamaması adına, yaşam adına için çok önemli fırsat. Bu dönemin verimli bir şekilde değerlendirilmesini umut ediyorum..




