
İnsan doğarken başı önde, omuzları düşük mahcup bir şekilde doğar, sanki üstlendiği görevin ağırlığı üzerinde, pişman ve çaresizdir. Ölürken de görevini layıkıyla yapmamış, üstlendiği görevin altında ezilmiş, utangaç, başı öne eğilmiş, beli bükülmüş, neredeyse yere kapaklanacak şekilde ölür. İnsan hayatının bu iki önemli başlangıç ve bitiş noktasında hayatında hiçbir zaman olmayacak kadar mütevazıdir.
Bu iki nokta arasında burnu havalarda, yaratıcı ve tiran iddiasında, verdiği sözü unutmuş, hesap günü de hesapta değildir. Manevi yönü kalmamış cismani yönü ağır basan bir zülüm makinesidir. En önemli olan yakıcı zulmü, kendi nefsine yapmaktadır, zulmetmekle de kendisine zulmetmektedir.
İnsan balçık toprağından yaratılıp yeryüzünde Allah’ın olarak halifesi olarak yer almıştır. İnsanı yaratılmışların en değerlisi kılan Allah’ın kendi ruhundan üflemesidir. Yaratılmışların en sefili kılanda toprak olan maddi cismani yönüdür. Muhammed İkbal “ İslam ve komünizmin her ikisi de insandan söz etmekte ve işe onu davet etmekle başlamaktadır. Fakat komünizm insanı Tanrı’dan toprağa doğru çekmeye doğru çalışırken tam tersine İslam onu topraktan Tanrı’ya doğru yükseltmeye çalışmaktadır. ,, diye çok özlü olarak özetlemektedir.
İnsan yüce yaratıcıya kul olmakla özgürlüğünü kazanmıştır. Kul olan köle değildir, çünkü; bunu kendi özgür iradesi ile seçmiştir ve o artık hürdür. Allah’ a kul olmakla yeryüzündeki bütün despotik sultacı güçleri ret etmiş özgürlüğünü almıştır, her şey kendi özgür iradesi ile olmakta, artık iradesinden mesuldür.
Kulluk ve kölelik aynı şey değildir, köle olanın iradesi yoktur, onun iradesi efendisidir. Efendisinin talimatları ile hayatını ikame eder, kendisinin hiçbir seçme hakkı yoktur çünkü iradesi, efendisinin ipoteğindedir.




