Bagdas kurup oturmustu pek buyuk olmayan bir odanin kosesinde. Elinde tesbihi dudaklarinda Allah’in 99 ismini mirildaniyordu.
Giriste bir yerde demlikte kaynamaya baslamis suyun fokurtuluri geliyordu yavas yavas. Beklenen misafir birazdan iceri girecekmis gibi. Bir delikanli saygi ile odaya girip cayi demlemeye basladi cok gecmeden.
Odaya girdigini fark etmis olacak ki, kisik gozlerini acmis, gulumseyen bir yuzle bakarken, ” Gel oglum otur hele bir soyle. Iyisindir insallah?” dedi.
”Seyhim iyiyim demekle insan iyi oluyorsa iyiyim diyebiliriz.” dedi donuk bir sesle.
Mat renkli bir bulut seyhin yuzunu siyirip gecti sanki gozlerini kaldirip baktiginda.
”Hele bir otur, soluklan. Allah ne eylerse guzel eyler.” dedi sevecen bir ses tonuyla ve Allah’a guvenmenin sonsuz hazziyla.
O (c.c) varken, bir anda hafifliyor gibiydi dertler seyhin dergahinda. Hayrinda, serrinde onun izniyle oldugu mustusu dagitiyordu tum karamsarliklari seyhin gonlunde.
”Efendim, bilmem ki nasil soylesem. Kirik bir kelam ile kirilgan duygu ve dusunceler nasil anlatilir ki? Yaratilani yaratandan dolayi hos goremiyorsak, ya da baskalarinin kusurlarini ortmekte gece gibi olamiyorsak? Zehir zemberek bir lugatin icine serpistirilmis sevgi sozcuklerinin ne anlami vardir ki?” dedi karanlik bir tunelde kendi ayak seslerinden korkan cocuk gibi.
”Ogul” dedi seyh.
”Bu dunyanin gami ancak O’na (c.c), azemetine, hasyetine ve herseyi kaplayan sonsuz iradesine baglanmakla hafifler.”
Ayni yollardan gecmis ve o yollardan soz acildiginda kafasini yavasca sallayanlarin sahip oldugu bir ruh haliyle.
”Acilmayacak kapilari acan O’dur. Butun yollarin son varis noktasidir kader kalemlerinin sahibinin kapisi.” dedi ve kendi kendine ”Inna lillah ve inna ileyhi raciun.”** diye mirildandi.
”Ama seyh hazretleri, bencilligin kisileri ve toplumu yonettigi bu zamanda, ben’den siyrilmak, ben’den kurtulmak, avamin gozunde saf ve enayi olmak ile esdegerken, ve gonul dostlari bulmak, dostun gonlunde avunmak bunca zor iken...” dedi ve gozlerini bir noktaya odaklayip kaldi.
”Ogul, bir şu kohnemiş dunyanin ben’i vardir, bir de ” Senin aşkin beni benden aliptir,
Bir ben vardir, bende benden iceri.” diyen Hz. Yunus’un,*** ”Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi? Yani beni kaybedersin demedim mi?” diyen Hz. Mevlanan’nin**** ben’i vardir. Onemli olan kisinin hangi ben’e talip oldugudur bu dunyada.” dedi ve sustu seyh. Her bir misra bir mizrap olup, delip gecmisti adeta seyhin kalbini.
”Ozlem, En Sevgili’ye***** duyulan ozlemdir ancak. Otelerin ardina giden kervanlara katilmaktir huner ogul. Kirac topraklara tohum atmaktir, karsilik beklemeden. Ibrahim’in atildigi atese su tasiyan karincadir umut ve tevekkul.” deyince seyh, karsilikli bir sessizlik coktu odaya. Cok gecmeden kapi araliginda sizan ikindi ezani, gitme vaktinin yaklastigini soyluyordu…
Brusk Baran
e-mail: [email protected]
* Olay Aksaray’da gecmekte olup. Seyh ve yazar gercek kisiler iken, seyhin kisiligi ve sozleri birer hayal urunudur.
** Allah’tan geldik, yine Allah’a donecegiz.
*** Yunus Emre.
Severim ben seni candan içeri
Yolum vardir bu erkandan içeri
Beni bende deme bende degilim
Bir ben vardir bende benden içeri
Nereye bakar isem dopdolusun
Seni nere koyam benden içeri
O bir dilber durur yoktur nişani
Nişan olur mu nişandan içeri
Beni sorma bana bende degilim
Suretim boş yürür dondan içeri
Beni benden alana ermez elim
Kadem kim basa sultandan içeri
Tecelliden nasib erdi kimine
Kiminin maksûdu bundan içeri
Kime didar gününden şu'le degse
Onun şu'lesi var günden içeri
Senin aşkin beni benden aliptir
Ne şirin dert bu dermandan içeri
Şeriat, tarikat yoldur varana
Hakikat, marifet andan içeri
Süleyman kuş dilin bilir dediler
Süleyman var Süleyman'dan içeri
Unuttum din diyânet kaldi bende
Bu ne mezhebdürür dinden içeri
Dinin terkedenin küfürdür işi
Bu ne küfürdür imandan içeri
Geçer iken Yunus şeş oldu dosta
Ki kaldi kapida andan içeri
**** Mevlana Celaleddin-i Rumi
Oraya gitme demedim mi sana,
seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben’im?
Bir gün kızsan bana,
alsan başını,
yüz bin yıllık yere gitsen,
dönüp kavuşacağın yer ben’im demedim mi?
Demedim mi şu görünene razı olma,
demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben’im asıl,
onu süsleyen, bezeyen ben’im demedim mi?
Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,
senin duru denizin ben’im demedim mi?
Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben’im,
senin kolun kanadın ben’im demedim mi?
Demedim mi yolunu vururlar senin,
demedim mi soğuturlar seni.
Oysa senin ateşin ben’im,
sıcaklığın ben’im demedim mi?
Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
Yani beni kaybedersin demedim mi?
Söyle, bunları sana hep demedim mi?
*****Dursun Ali Erzincanli
Ellerim boşlukta senin
uhut günü dağılan saçlarını arıyor
gözlerim gözbebeklerini hira dağı’nda
gözümdeki damla biliyorum
şu anda yanaklarında soğuyor
ebubekir’in olup mağarada
ali’n olup yatağında
seni hatice’nin kalbinde, aişe’nin dilinde, zeyneb’in
gözlerinde buluyorum
doğan günde, ayın ondördünde
baktığım her yerde seni görüyorum
sen varsın zamanın ve mekânın ötesinde
aşkın coğrafyalara hayat bahşediyor
sevdanla tutuştu hicaz çölleri
rahmetinle dirildi anadolu, mezopotamya
gel ey mısır’ın nil’i
medine’nin gülü
sevgili
gel ey kureyş’in emini
barışın zeytini
kavganın en önde gideni
şehadetin duvağı açılmadık gelini
sevgili
“ve’d-duhâ”yı ne çok severdin!
yarana merhem diye sürerdin
geceyi yük tutma vakti
gündüzü sefer bilir
ahreti dünyaya
mekke’yi miraç’a yeğlerdin
gel ey,
âmine’nin mustafâ’sı
ibrahim’in duâsı
meryem’in isâ’sı
mesih’in haber verdiği
sevgili
“develerimi isterim”
diyordu kureyş’in ulusu
çünkü kâbe’yi rabbi korurdu
bir anda çiğnenmiş ekine döndü
süper gücün fil ordusu
ebabil kuşları seni müjdeliyordu
o sene semâve doldu taştı
sâve kurudu
kisrâ’nın ondört burcu
o günden teslim olmuştu
bin yıllık ateş söndü
şeytan gökten sürüldü
doğduğun gün yeryüzü
bunu herkese haber verdi
kuşlar o günden beri
adınla şakıyordu
rüzgâr yâdınla esti durdu
allah buyurdu:
“göğsünü açmadık mı
yükünü almadık mı
şânını yüceltmedik mi?”
gel ey
âmine’nin gururu
ebu talib’in uğuru
halîme’nin bereketi
hatîce’nin gönül verdiği
sevgili
annen olmadı senin
baban, deden, amcan
yurdun yuvan olmadı
ne vârisin oldu ne mirâsın
dost tutmadın insanlardan
sevgilin olmadı ey,
yerin mustafâ’sı
göğün mahmûd’u
incil’in ahmed’i
kur’an’ın muhammed’i
sevgili
erkam’ın evi tam yerindeydi
bilâl, ali, ebu zer
hamza, ömer
gizlice gelip giderdi
ömer’in eşliğinde kâbe’ye doğru
yürüdüğümüz o gün ne güzledi!
gelirken ya resulallah
ömer’i de al getir
ali’yi, osman’ı, ebubekir’i
hasan’ı, hüseyin’i
aişe’yi, fatma’yı, zeyneb’i…
gel ey
erkam’ın evindeki nûr
ebu leheb’in yüreğinde ûr
ehl-i beytin gönlündeki sürûr
zayıfların başındaki şefkât eli
ey kimsesizlerin sahibi
çâresizlerin ümidi
sevgili
talaa’l-bedru aleynâ
yesrip’te olay var
yesripliler ayakta
kadın çocuk genç ihtiyar
herkes sokakta
“muhammed geliyor” diyen bir yahudi
yesripliler muhammed’i
hasret kalınan bir gelin gibi
uğruna çöllere düşülen bir leylâ
dillere düşülen sevgili gibi
yok yok, bu coşkuyu deliliği
anlatamaz hiç biri
örneği olmayan bir özveri
sevgi tufanı, insan seli
aşıklar mahşeri, cennet atmosferi…
kucaklıyor yesrip muhammed’ini
ve bir şarkı,
bir destan yükseliyor
ensar’ın dudaklarından göğün katlarına:
“talaal bedru aleynâ
min seniyyâti’l-veda’
vecebe’ş-şükru aleynâ
mâ daâ lillâhi da’”
yesrib’e gün doğuyor
yesrib’in gözleri ışılıyor
toprak, hava, su bile
değişti mi ne?
yesrip artık yesrip değil
peygamber’in şehri
medine…
ey affetmenin zirvesi
ademoğullarının en merhametlisi
düşmanına bile hayat veren
alemlere rahmet olarak gönderilen elçi
sevgili
kâbe’yi tavaf edişin canlandı hayâlimde
göğsün neredeyse devenin boynuna değiyor
kimbilir belki de, ağlıyordun gizlice
muzaffer kumandan sen değildin
sâde bir kul gibiydin
buydu büyük zaferin
kâbe’nin kapısına geldiğinde
vaktiyle “aman ya ali, bil ki
benim için bir kişinin dirilmesi
binlerin ölmesinden iyi” dediğin gibi
can düşmanlarını affetmenin verdiği sevinçle
ensarın evine
iman yurdu başkente dönüyordun işte
sevgililerinle, fedailerinle birlikte
mekke’yi çok sevsen bile
zor zamanda kucak açan medine’yi
öksüz bırakmazdın
ülkelerin canlı olduğuna mı inanıyordun ne?
ey insanların en iyisi
sen kentlerin bile kalbini kırmazdın
sen ey
mekke’de ezilen
taif’ten sürülen
medine’de baş tacı edilen
istanbul’da özlenen
uğruna ölünen güzeller güzeli
sevgili




