NEDEN İMAN ?
Diklendiğinde arkanı kollayacak bir kollayıcı, hayatın akışına kapıldığında tutunacak bir dal,yitirdiklerinin altında ezilmemek için bir teselligah. Ruhun daraldığında hasbihal edip halini arz edeceğin hacetgah. İhtiyacın olduğunda el açıp isteyeceğin bir rahmet kapısı. Dünyalıklar boğduğunda, geçim sıkıntısı olduğunda, evlatlar yetişip sıkıntılar dertler arttığında, bir babanın on evlada yük olduğu zamanda bir huzur iklimi...
Materyalizmin kasıp kavurduğu bir dünyada, kalbinde şiddetli fırtınalar estiğinde sukun bulacağın bir liman. Bu dünyada hesaplarını kapatamadığın, iç acıtan, yürek burkan, kanına dokunan, ciğerine işleyen zülmün hesabını görecek yüce adliye…
Dili, kanı, boyu, kaşı, gözü, teni ne olursa olsun, dinlisi, dinsizi, ateisti başı dara girdiğinde her iki dudağı arasında ismini mırıldandığı yüce makam. Zenginliği bulduğunda azmayacak, fakirlikte sabredecek, yoklukta şükredecek terbiyeyi veren mürebbi. Sabrın, kanaatin, hoşgörünün, tebessümün, kadirşinaslığın değer kazandığı, karşılıksız, içten pazarlıksız, canı gönülden nimetlerin sunulduğu tek dergah…
İman kalbidir, fitridir, kişinin özgür iradesi ile olur. İman; entel lakırdılarında, meyhane sofralarında, ağız dalaşlarında, bir iki kitap okuyupta kendini alleme zannedenlerin geyik muhabbetlerinde, köşe yazarı bilgisi ile amel edenlerin çapsız konuşmalarında, ana haber bülteni ve magazin programı ağzıyla konuşanların işi değildir.
İman yürek işidir, yüreği olanadır, bu böyle biline…




