
Her şeye rağmen Avrupa’nın, soğuk Viking ülkesinde bulunmanın memnuniyeti üzerimdeydi, düşündükçe soğuk bir ter üzerimden boşalıyordu, insan herhangi bir ülkeyi memleketine değişebilir miydi diye? İşte içinde bulunulan şartlar insan içindeki memleketi değiştirebiliyordu, ne garip bir çelişkidir bu; ama memleket neler vermişti ki;
Bir toplum düşünün kendi içindeki dini imanı para ile değişebilen, bir toplum düşünün haramın her şeyini yapan sonrada kendini Müslüman ilan eden, bir toplum düşünün Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde ikamet izni almak için kendini en ezilmiş Kürt olarak anlatıp siyasi oturum alan ve engeli aştıktan sonra Kürtlüğe(Benliğine) hakaret eden, bir toplum düşünün Kürtlüğü kullanıp siyasi iltica ile Avrupa vatandaşı olan sonrasında ise; Memleketlerinden silah zoruyla dışarıya atılan Kendi Irkından olan Kürtleri kendi köyünden hunharca linç girişimleriyle çıkaran, bir toplum düşünün Avrupa’da sahte Evraklarla & Raporlarla malulen emekli olan ve sonrasında halka Müslüman şöyle & böyle olmalıdır diye nasihatlar veren, Bir toplum düşünün domuz etine haram diyen ama içki & kumara(loto) bir şey demeyen, bir toplum düşünün… , bir toplum düşünün… , saymakla bitmeyecek kadar çelişkiler içinde bir toplum düşünün.
Çoban Ahmet 18 yaşlarında; aile baskısı ile İsveç’te doğmuş büyümüş dayısının kızı Leyla ile sırf hayatı kurtulacak diye zorla evlendirilir, köyde düğün yapıldıktan kısa bir süre sonra kendini İsveç’in meşhur bir şehrinde bulur, garip hayat çelişkileri; ihanetler, entrikalar, onun deyimiyle şerefsizlikler onu bunalıma atar bu soğuk ve güneşi olmayan ülkede; garip Ahmet koyunlarına mı yansın, hiçbir suçu olmayan Leyla’sına mı yansın, neydi günahları sorular ve sorular aman ne hayat kurtuldu değil mi? Artık ayrılık vakti gelmişti, ne Leyla onu durdurabilirdi, ne İsveç kronları, ne de yeşil sarı saçlı İsveç güzelleri yol sadece memlekete giderdi, diğer yollar kapalı, kısa bir süre sonra kendini memlekette bulan Ahmet, ailesinden arkadaşlarından ve hisleriyle içini dinlediği koyunlarından o kadar çok eleştiri almıştı ki üç beş kelimesini öğrendiği isveç’e geri dönmesi gerektiğine karar vermişti, artık memlekette onu tutacak bir şey yoktu onun için,memlekette sadece düşman vardı, dost kalmamıştı, bir yolunu bulup gitmek zor değildi artık…..
Yukardaki parağrafta geçen örnek olaya benzer sanırım bu yazıyı okuyan bir çok kişi etrafından birkaç isim sayabilir, sizce bu yaşanılan olaylar bir mesaj içermiyor mu?
Son göçlerle beraber Tavşançalı'daki nüfus sayısına bakılırsa...
Evet ! bundan sonra şu kaçınılmaz gerçekle devamlı yüzleşmek zorundayız ;
- Eğrisiyle doğrusuyla, sevabıyla günahıyla, artık memleketimiz Avrupa’dır !!! Çoban Ahmet'in memleketi de, İsveç'li Leyla'nın memleketi de, hepimizin memleketi de Avrupa'dır.




