MEĞER BEN KÜRDMÜŞÜM !
Günün birinde hayatınızda bir şeyler aniden değişebilir, bu değişim o kadar keskin olabilir ki; hayatınız boyunca sizi etkiler, yönlendirir,yoğurur,pişirir. Bir aile içinde gözlerinizi dünyaya açarsınız, annenizi seçme hakkınız yoktur, sizi doğuran annenin dilini öğrenirsiniz ve bunun adı anadilinizdir. Bir kavmi aidiyetinizin olduğunu o küçük yaşlarda bilmezsiniz, bütün dünyanın kendiniz gibi konuştuğunu zan edersiniz. İlk yıllar başka dillerin olduğunu da bilmezsiniz, derken okul çağı gelir, bir bakarsınız ki hiç anlamadığınız, duymadığınız, telaffuz edemediğiniz bir dili konuşan bir adam, adı da öğretmen.
Bu adam babanızdan sonra hayatınızda ki ikinci adamdır ama bu anlamadığınız garip bir dilde konuşmaktadır. Bunun bir dil olduğunu da anlamazsınız hızlı garip anlamsız bir sürü konuşma. Konuşan adam gözünde büyür, herkes ondan çekinir,sorgusuz bir otoritesi vardır. Sizin o zamana kadar ailede öğrendiklerinizin hiç bir bir kıymeti yoktur, çünkü bu yarı tanrı adam sizin bildiklerinizi, konuştuğunuzu hiçe saymaktadır, hiç anlamamaktadır, yoksa anlamamazlıktan mı gelmektedir, bilinmez, galiba ikisi de. Hayatınızda artık Tırk denilen birileri, tırki diye bir konuşma vardır.
Beş yılın sonunda ilkokul bitmiştir, sabahları andımızı okumuş, mutlu bir Türk olarak kendinizi hissetmişsiniz, Fatih'in torununu olarak İstanbul'un surlarını dayanmışsınızdır. Bir bakarsınız ki annenizin konuştuğu dili konuşan başkaları vardır, bu hoşunuza gider, onlar kendinize daha yakın hissedersiniz. Derken adamın biri ezberinizi yüzünüze atılmış bir tokat gibi bozar, KUYRUKLU GÖRGÜSÜZ KÜRT . Dünyanız altüst oldu, paradigma iflas etti, şapka düştü kel gözüktü, benim annemin konuştuğu dil Kürt'çeymiş, ben Kürd'müşüm, Fatih'in torunu değilmişim, Selahaddin Eyyubi'de o yıllar da zaten Türk'müş, henüz Kürt değilmiş. Aslında Kürt'te dağ Türküymüş, kartmış kurtmuş. Bazı nur cemaatleri henüz Kuzey Irak ve Kürt rantını henüz anlamamış, zaten Bediüzzaman Saidi Nursiyide Kürt olarak kabullenmekte zorlanıp, Kürt'lüğünü görmezlikten gelirlermiş, risaleleride asimilasyona tabii tutarlarmış, etliye sütlüye dokunmazlarmış.
Sonra damarlarınızda oluşan tepkisel kavmiyetçilik, beyninizi esir alır , kaybedilmiş yıllara inat kontrolsuz yeniden doğuşlar, Kürt milliyetçiliği, her şeyin her kesin Kürt olduğunu ispatlamaya çalışan kafatası ölçen bir yapı. Kılıfı da hazır,biz milliyetçi değiliz; ulusumuzun gasp edilen, yok sayılan değerlerini kutsal haklı mücadelemizle kazanımlarımıza katıyoruz. Sahi Atatürk'te Kürt değil miydi?, bazı kaynaklarda, tabletlerde kökünün Türkleşen Kürtlerden geldiği zikrediliyor !!!
Psikoloji ve sosyoloji kürsülerinde kişilik travmaları derslerinde okutulacak hikayelerdir, bu yaşanılmışlıklar. Asabiyet, kavmiyetçilik karşısını doğurur, insanlığı ayırır. İnsanlık ailesinin birbirini tanıması için kavimler halinde yaratılmıştır, yoksa birinin kanı diğerinden daha kıymetli ve asil olduğundan değildir.
Ey Rabbimiz! Bizi, inkâr eden kimseler için bir imtihan vesilesi yapma! Bizi bağışla Ya Rabbi. (Ali İmran 16)
Ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım bekleriz. O halde sen bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapmışların yoluna değil. (Fatiha 5,6,7)




