Yazarlar:
31 NUMARALI REKLAM ALANI
Krive! Ez Musılmanım, Tu ji Ezidiye! Bölüm I. Tanışma.

Herhangi bir üniversitenin herhangi bir kantininde, saat sabahın sekizidir. Ortalıkta hiçbir öğrenci gözükmemektedir. Birkaç hoca başka bir masada toplanmış çay içmektediler.

 

Erkek öğrenci erken gelen servisten dolayı istemediği halde en sevmediği ders başlamadan çok önce bölüm kapısından içeri girmiştir. Sabah çayını içerken içinde belirli belirsiz bir huzursuzluk vardır nedense. Beklenenler bir türlü gelmeyince hissedilen türden bir iç sıkıntısıdır hissettiği.

 

İşte tam bu sırada en son beklenen ama en önce gelen kız öğrenci yürürken rüzgara tarattığı yer yer beyaza çalan sarı saçlarını savurarak girer içeri. Girer girmez erkek öğrenci ile göz göze gelince, uzun kirpiklerinin ardına sakladığı mavi gözlerini hafifçe kısarak gülümser. Hayatında hiç sürpriz yaşamamışlara has bir eda ile. Diğer masadaki hocalara herzaman taşıdığı o sabah neşesi ile belirli belirsiz başını sallar merhaba demek ister gibi. Erkek öğrencinin oturduğu masaya doğru yürürken, erkek öğrencinin gözü kızın giydiği adeta ’Etek sarı, sen etekten sarısan’ dedirten eteğine takılır. Çünkü kız öğrenci çok ender etek giymektedir. Giydiğinde de genellikle böyle çiçekli etekler giymektedir her nedense. Kız çantasını usulca yandaki tabureye bırakır ve oturur masa kenarındaki erkek öğrenciye en yakın tabureye.

 

Kız öğrenci: ’Günaydın ...... nasılsın?’

 

Erkek öğrenci: ’Günaydın, iyi, senden naber?’

 

Kız öğrenci: ’Sağol bende iyiyim. Neden bu kadar erkencisin? En son göreceğimi düşündüğüm kişiydin.’ derken söylediği yalana kendiside inanmamıştır.

 

Erkek öğrenci: ’Ne demezsin işte, servisin azizliğine uğradım. Sen neden bu kadar erkencisin peki?’

 

Kız öğrenci: ’Bilmem, erken uyandım bugün. Bende erken gideyim bari belki laflayacak birini bulurum diye erkenden çıktım.’

 

Kız ’İyiki de gelmişim bak.’ derken hafif bir utangaçlık ile eğer başını önüne ’Bak sen burdasın ya!’ dercesine.

 

Erkek öğrenci: ’Ne içersin?’

 

Kız öğrenci: ’ Zahmet olacak ama bir çay içerim.’

 

Erkek öğrenci: ’Ne zahmeti canım. Açık ve tek şekerli değil mi?’ deyince kız öğrenci eliyle hiç pudra izi taşımayan beyaz tenli yüzüne düşen itina ile taranmış saçlarını düzeltirken ‘Evet, lütfen!’ der.

 

Erkek öğrenci birazdan elinde sımsıcak bir çayla geri gelir. ’Dikkat et çok sıcak!’ der ancak kızın duyabileceği bir sesle.

 

Kız öğrenci: ’Tamam, sağol. Teşekkür ederim’

 

Erkek Öğrenci: ’Rica ederim!’

 

Daha çaylarından ilk yudumlarını almışlardı ki, araya birden bir sessizlik girdi. Açık pencere aralığından sızan serin sabah esintisini tenlerinde daha uzun süreli hissetmek ihtiyacıyla belkide. Erkek öğrencinin aklına yaşadığı köydeki mecburi erken kalkışlarında, o sabahın saat yedisinde hava güneşli olsada tene vuran soğukluk ve yeni açmış ağaçların saldığı koku gelmişti. Uzak köşeden yükselen hocaların kahkahası böldü sessizliği bir ara ama sonrasında sessizlik tüm hışmıyla geri geldi. Konuşacak çok şeyleri olupta konuşmaya nereden başlayacaklarını bilemeyen acemiler gibiydiler ikiside.

 

Sessizliği kız öğrenci böldü.

 

‘Aa senin gözlerin renkli mi? Yoksa lens mi takıyorsun.’ dedi. Erkek öğrencinin gözbebeklerine vuran sabah ışığının ortaya çıkardığı göz rengini yeni fark ettiğini belli etmek istercesine. Daha yakından görebilmek için iyice sokulur erkek öğrencinin yanına kız öğrenci. Nefeslerinin sıcaklığı birbirine karışırken birbirlerinin kalp atışlarını duyacak kadar yakındılar şimdi. Kızın mavi ve dingin denizleri andıran gözleri erkek öğrencinin bakışlarına takılınca uzunluğunu ikisininde bilmediği bir süre birbirlerinin gözlerindeki iris tabakasındaki detaylara daldılar. İriste bazı bögelerin daha koyu bazı bölgelerinde daha açık olduğunu yeni farkediyordu ikiside. Kız öğrenci gözlerini hafifçe geriye çekince erkek öğrenci abandone olmuş bir boksör gibi yaslandı arkasındaki duvara.

 

’Evet, kendimi bildim bileli böyleler.’ diyebildi kalan son enerjisiyle.

 

’Aa ne güzel.’ dedi kız çayından bir yudum daha alırken ve gülümserken. Gülümserken ortaya çıkan gamzesine doğru hızla koşardı dudaklarının kıvrımı.

 

Kız öğrenci: ’Sana birşey sorabilir miyim?’ dedi bir anda. En azından erkek öğrencinin beklemediği bir anda. Kız içinde biriktirdiği tüm soruları bir anda ve hemencecik sormak istercesine bekliyordu erkek öğrencinin vereceği ’tabiiki’ cevabını.

 

Erkek öğrenci: ’Tabiiki, dersle mi ilgili?’ dedi ama kendiside kızın başka şeyler öğrenmek için zulasında biriktirdiği soruları çıkarmaya hazırlandığını çoktan anlamıştı.

 

Kız öğrenci: ’Hayır değil.’

 

Erkek öğrenci: ’Ee öyleyse’ derken tek amacı biraz daha vakit kazanmaktı. Bir huzursuzluk kaplamıştı tüm benliğini. Neredeyse sınıfta en gıcık kaptığı öğrencinin gelmesi için bile adeta dua ediyordu.

 

Bir an için kız öğrencinin çayına doğru davrandığını görünce rahatladı. Birkaç saniye daha kazandım diyordu kendi kendine. Ancak kız öğrenci çayına bardağın yerine hiç bakmadan uzanırken gözleri ile erkek öğrencinin devinimsizliğine bir anlam bulmaya çalışıyordu. Bardağını alıp dudaklarına dokundurduğunda mavi gözlerini perdeleyen çayın buğusu erkek öğrencinin beyninde çoktan kararan bulutlara dönüşmüştü.

 

’Benim en çok neyimi sevmiyorsun?’ dedi kız ve cevabı hemen almak istediğini belirtmek istercesine hiç kıpıldamadan beklemeye başladı. Erkek öğrencinin çay bardağı ile oynayan eli cevabın hemen gelmeyeceğinin işaretini veriyordu.

 

Ancak erkek öğrenci çevik bir hareket ile kendini toparlayıp, ’Öncelikle her dersten hep aynı notları almanı sevmiyorum. İnsan her derse aynı tempo ve hazda çalışmaz ki?’ dedi ama beklenen cevabın bu olmadığını kızın hareketsizliğinden çoktan anlamıştı. Erkek öğrencininde orada durmaya pek bir niyeti yoktu zaten. ’Onun dışında birde şu her dem vurdum duymaz ve şu her dem laylaylom halinide pek sevdiğim söylenemez. Hiç mi kendine dert edindiğin bir sorunun yok?’

 

Soruya bir anlamda soruyla cevap vererek kale yerine topu taca atmayı yeğledi erkek öğrenci.

 

Ama tacı hiç beklenmeyen bir hışımla kullandı kız.

 

’Var! Dedemler büyüttü beni, annemle babam ayrılınca. Onun için kızın mı var, derdin var psikolojisiyle hiç büyümedim. Belki ondandır ne dersin?’

 

İşte hakem çoktan penaltıyı vermiş ve kaleci çoktan ters köşe edilmişti. Kızın sonlara doğru titreyen sesi gözyaşı kapılarının aralandığını fısıldıyordu erkeğin kulağına.

 

Erkek öğrenci: ’Özür dilerim öyle demek istemedim.’

 

Kız öğrenci: ’Önemli değil öğrenmiş oldun bu vesileyle.’

 

Bir daha konuşmadılar çaylarını bitirinceye kadar.

 

Kız öğrenci: ’Bir çay daha içelim mi, bu sefer benden ama?’ dedi solgun ve bir kenara atılmış ses tonu ile.

 

Erkek öğrenci: ’Pekii, nasıl istersen.’

 

Kız öğrenci ’ Açık ve iki şekerli!’ dedi biraz önceki jeste cevap verme ihtiyacıyla. Kız çay tepsisiyle geri döndüğünde neşesi tekrar yerine gelmiş bir şekilde oturur yerine.

 

Usulca bir çay bırakır erkek öğrencinin önüne.

 

Kız öğrenci: ’İlk tanıştığımız günü hatırlıyor musun?’

 

Erkek öğrenci evet anlamında başını sallar, hergün her şeyini en ince detayına kadar hatırladığı bir olayla ilgili olarak ’şu olayı hatırlıyo musun?’ diye soranların sorusunun anlamsızlığıyla.

 

Hatırlıyordu aslında en küçük detayına kadar. Üniversitenin kütüphanesindeydi. Girişi bayağı kalabalıktı kütüphanenin o gün. Ne olduysa o anda oldu. Erkek öğrenci işte tam o anda farketmişti kızı ilk kez. Kızın sarı saçları havada kavisler çizerek dönüyordu ve durduğunda ikiside birbirini bekleyen iki yolcu gibi karşı karşıya kalmıştı o saniyelerin değil saliselerin böldüğü zaman aralığında.

 

Nereye gitmişti o kadar insan ansızın?

 

Neden kesildi sesler böyle birden?

 

Zaman mı yavaşladı yoksa insanlar mı yavaş hareket ediyordu bile bile? 

 

Erkek öğrenci zamanın yavaşladığına, her  saniyenin dakikalarca uzadığına bildiği tüm kutsal şeyler üzerine yemin edebilirdi.

 

’Sen durduğunda ve sarı saçların gelip al yanağına vurduğunda ve mavi gözlerin iki makineli tüfek gibi durmaksızın beni taradığında ben oradaydım.’ demek istedi ama deyip demediğini şimdi hatırlamıyordu.

 

Erkek öğrenci: ’Peki sen benim en çok neyimi sevmiyorsun?’

 

Kız öğrenci: ’Bak işte bunun cevabı kolay.’

 

Erkek öğrenci: ’Neymiş o kolay olan?’

 

Kız öğrenci: ’Bende senin şu güneşin batışını bile kendine dert edinen hallerini sevmiyorum.’..........................................................................................................

................................................................................................................................

Devami gelecek...

 

Devam edecek yazıların kronolojisi.

 

Krive! Ez Musılmanım, Tu ji Ezidiye! Bölüm II. Ayrılık.

 

Krive! Ez Musılmanım, Tu ji Ezidiye! Bölüm III. ‘S’ nin Hikayesi: Yesterday All My Trouble Seemed So Far Away.

 

Mecburi Not: Yorgunluğumdan dolayi yazmayacaktim ancak hem sevgili Seyduna’nin gerçekten üzüldüğüne olan inancım beni yazmaya itti hemde belki bilirsiniz İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin evine gelen komşusu imamın hanımına ‘Maaşallah kocan çok dini bütün biri.’ deyince hanımı da ‘Evet öyledir hatta günde 200 rekat namaz kılar.’ der. Bunu duyan İmam o gün gerçekten 200 rekat namaz kılar ve bunu farkeden komşusuna ‘Hanımı yalancı çıkarmamak için kıldım.’ der. Bende sevgili İhsan’ın senden iyi bir roman yazarı olur sözünü yalan çıkarmamak için beceremesemde birşeyler yazmaya çalıştım. Sevgilerimle.

 

Brusk Baran

 

Email. [email protected]

 

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

KADINLAR İKİNCİ SINIF VARLIKLAR DEĞİLDİR
KADINLAR İKİNCİ SINIF VARLIKLAR DEĞİLDİR

Haberi Oku