Her insan yaratılışı gereği sevgiye, ilgiye, merhamete, güzel söze, anlayışla karşılanmaya, korunmaya muhtaçtır. Ailesinden, arkadaşlarından ve çevresindeki diğer insanlardan gördüğü güzel ahlakı, gerçekte Rabbinden görmektedir. Allah insanları da bu anlamda vesile olarak yaratmaktadır. Ancak bunu düşünmeyen kişi, tüm bu ahlak özelliklerini çevresindeki insanların kendisine sunduğunu düşünerek, bağımsızlaştırırsa, nankörlük etmiş olur. Ve bu ahlakını değiştirmezse, ömrü boyunca insanların hoşnutluğunu kazanmak için yaşar. Bu ise insanı yıkıma götüren bir durumdur. Bu kişinin ahirette alacağı karşılık ise hiçbir şeyle kıyas edilemeyecek kadar büyüktür.
Kişinin kendi gibi aciz olan insanlardan medet umması çok akılsızca ve küçük düşürücü bir durumdur. Bu durum insanın büyük endişeler, korkular, sıkıntılar içinde yaşamasına neden olur. Böyle kişilerin, hoşnutluğunu gözettiği birçok insan vardır çevresinde. Her birine ayrı ayrı kendini beğendirmeye çalışır. Kişi bir zaman sonra yaratıcısının değil, insanların koyduğu kurallara göre yaşamaya başlar.
Bu tür bir yaşam tarzında dostluklar da, sevgi de, saygı da sahtedir. Bu kişiler menfaatleri için sevmediği insanların yanında olur, istemediği halde saygı gösterirler. Doğal olarak ortaya samimiyetsiz bir durum çıkar. Yapmacık tavırlar ise, insanı en çok yoran hallerdir. İnsan bir tek olan Allah’ın hoşnutluğunu kazanabilecek bir fıtrat üzerine yaratılmıştır. Eğer kişi bu şekilde kendine birçok kural koyucular edinirse, böyle bir hayatı kaldırması mümkün değildir. Bu yüzden kısa zaman içerisinde manevi ve bedeni olarak yıpranır.
“Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.’’ (Taha Suresi, 124)
Aslında bu kişilerde yaşadıkları ahlakın yanlış olduğunu bilmektedirler. İnsanları memnun etmek zordur. Çünkü her insanın doğruları, beğendikleri, beğenmedikleri farklıdır. Bu yüzden birçok insanın içinde bulunduğu durumdan şikayetlerini “ne yaptıysam seni mutlu edemedim’’, bütün çabalarım boşuna’’ gibi sözlerle ifade ettiklerini duyarız. Bu durumda her iki tarafta olan bitenden memnuniyetsizdir. Bir şeyleri feda eden kişi, çevresindekileri insanların memnuniyetsizliğinden, hep bir şeyler uman kişi ise, yeterince ilgi görememekten yakınır. Bu yüzden sürtüşmeler, saygısızca tavırlar, kavgalar, hatta ölümler ortaya çıkar.
İnsanı yaratan Rabbimiz, ihtiyaçlarımızı en iyi bilendir. Bu yüzden insan ruhunu doyuma ulaştırabilecek tek şey Kuran’a uymaktır. Rabbimiz Kuran’da insanın mutlu olacağı, kötülüklerden korunacağı, psikolojik olarak sağlıklı olabileceği her hali bildirmiştir.
“Andolsun, size (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız?’’ (Enbiya Suresi, 10)
Allah’ın hükümlerini kendine yol gösterici edinerek yaşayan insan, olgun, itidalli, manen ve bedenen sağlıklı, mutlu ve huzurlu olur. Kuran’ın hükümlerine uymak, insana bereket, başarı ve akıl kazandırır. Ahirette de sonsuz kurtuluşa kavuşturur.
Allah’ı tanıyan insan, O’nun hükümlerine de titizlik gösterir. Etrafındaki her varlıkta, O’nun tecellilerini görür. Bu tecelliler üzerinde derin tefekkürlerde bulunur, imanını ve Allah’a olan sevgisini güçlendirir. Bu şekildeki bir yaşam biçimi ise insanı her daim neşeli, şevkli ve enerjik kılar. Her an Rabbinin tecellileri ile muhatap olmak, O’nun en güzel tecellilerinin bulunduğu cennet hayatına kavuşmak için çabalamak, insanı monotonluktan, düz bir bakış açısından kurtarır, derinleştirir, olgunlaştırır.
Allah’ın rızasını kazanma dışında yapılan çabaların ahirette bir karşılığı yoktur. Kişinin Rabbinden yüz çevirip, aciz ve muhtaç olan insanlardan medet umması büyük bir kayıptır. Bu uğurda yaptığı bütün fedakarlıkların, sıkıntıların, çabaların Allah katında hiçbir değeri yoktur. Böyle bir insan çalışmış, boşuna yorulmuştur.
“Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar.’’ (Zümer Suresi, 29)



