***
Salsam şimdi gönlümün ağlaşan sözcüklerini şu hazan rüzgarlara, bilmem ki konar mı dudaklarına çaresizliğimi anlatan şu sözcükler?
Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar
Necip Fazıl Kısakürek
***
Keşke Dar-ul Erkam’ın evinde kapı dibinde bir yere bende ilişseydim ve yanımdaki Ömer’den korka korka dinleseydim zamanın ve mekanın ötesine seslenen o nur peygamberi dışarıda ağlayan kütüğe aldırmadan.
***
Genç bir çocuk ölmüştü hayatının baharında. Taziye evinde bana yaşlılarla oturma şansı/şansızlığı düştü. Şöyle bir baktım etrafımdaki yaşlı amcalara ve kader dedim “işte ben oyun diye buna derim”. Yarın o genç bedeni bu yaşlı eller gömecek, sorsan o yaşlı amcalara, hepsi bin yıl daha yaşamak ister. Kader diyorum, “işte ben oyun diye buna derim”.
***
“Bana Haydar ismini koymuş annem” derdi babası o Haydar-ı Kerrar olan Aliy-i Mürteza Hayber önlerinde. “Seni yaratan Allah’a kurban olurum” derdi annesi ve hatta bazen dedesinin annesi Fatıma-tüz Zehra savaş dönüşü dedesine. “Hadi Hüseyin göreyim seni, yakala Hasan’ı” derdi Cebrail Medine-i Münevvere’de . “Hüseyin bendendir bende Hüseyin’denim” derdi dedesi Medine’nin tozlu sokaklarında. Keşke Kerbela çöllerinde senin uğrunda dudağı susuzluktan çatlayan bir bedevide ben olsaydım ya Hüseyin can.
***
Filistinli bir kız var kaldığımız binada. Gözü herdem yaşlı annesinin, kızının ve ülkesinin bahtsızlığına akan gözyaşlarını görünce, oğluna ve ülkesinin bahtsızlığına gözyaşı döken Kürt annenin aynı şekilde ağladıklarını öğrendim. Amed-Kudüs arası bin kilometreden fazla olsada aynı anda ve aynı yere düşüyor annelerin gözyaşları. Anlamak için bilmek herzaman yetmez, bazen anlamak için hissetmek gerekirmiş.
***
Çağrı filminde, Hamzaaa! diye bağırdığında bir müşrik, gözlere ve kalplere sinen o korkuyu ve anlamını hiç anlamamışım meğer heyhat. Şimdi anladım ama anladığımda saçlarıma aklar düşmüştü eyvah.
***
Brusk Baran
E-mail: [email protected]



