Böyle başlıyordu Mehmet emailine. Barana! diyordu sadece. Hiç tanımadığı birine yazarken.
Halbuki yıllardır tanıyormuş hissi uyandırıyordu bu şekilde yazması. Düşündüm ve en sonunda neden böyle yazdığını buldum galiba. Mevlanaya atfen şöyle dediği söylenir; Bir alim bir cahili gördüğünde hemen tanır çünkü daha önce aynı yollardan geçtiğinden bilir onun cahil olduğunu ancak bir cahil bir alimi görünce tanımaz çünkü daha o yollardan geçmemiştir.
Mehmet’in Barana! diye seslenmesi aynı yolun yolcularının birbirlerini kanıksamasıyla açıklanabilir ancak.
Kışın Konya ovasının soğuk rüzgarlarında çatlayan derisi yazın kuru bir sıcaklıkta kavrulup buğday rengine döndüğünde daha tam olarak anlayamamıştı belkide hayatta rengini belli etmenin ne olduğunu.
Birgün bir avrupa şehrine yolu düştüğünde, gencecik yaşında kendi kaderi, kaderin kırılma noktası denilen an’a doğru hızla akmaktayken belkide sakin bir sokağın sakin bir kafeteryasında sıcak bir çay yudumluyordu.
Kaderinin kırıldığı yerden aşk denen sonsuz boşluğa düştüğünde tek hissettiği dipsiz bir kuyuya atılmış bir yaprak olma misalidir. Hayat dört bir yanınızdan akarken tek gördüğünüz size gösterilen fotoğraflara takılan anlardır. Bir uğultudur hayat artık.
O sonsuz boşlukta adeta keyfince düşerken, tek anlamaya çalıştığı kaderin kırılma anında kendisini o sonsuz boşluğa iten, o kırılma yerinde ayağına çelme takan Yunanlı bir güzelin profilden çekilmiş yüz hatlarıdır.
Her dem yağmurlu o şehirde, akşamlar yine öyle kasvetlimidir şimdi? Şehrin ortasındaki dev saat kulesinin yelkovanı saat 6yı vurduğunda etrafı saran hengame ve keşmekeş hala aynı mıdır?
Al Kıbrıs senin olsun hatta o her bir taşına acem mülkü feda edilen Şehr-i İstanbul da senin olsun, yeter ki bana hayır deme derken Mehmet, Helen ırkının belkide ona göre en güzel kadını buğday tenli yanağına son bir buse kondurup ve bütün endamı ile arkasını dönüp gittiğinde Mehmet artık sonsuz boşlukta salınan bir yapraktır.
Ah Mehmet! Keşke bu mektubu yıllar önce gönderseydin. Helen ırkının en güzel şehri Atina’da, şehri Akrapolis’ten kuşbakışı seyrederken belkide senin için bir dilek tutardım.
Düşündüm ne olsun o dilek diye ama bulamadım. Yan yana koyamadım o sihirli kelimeleri. Aşkına aşkını anlatacak güzellikte kağıt ve kalemi tüm şehri günlerce hatta haftalarca tarayıp bulamayan arkadaşın gibi çaresizim. Hadi istersen sen söyle bize o dileği barındıran o sihirli cümleyi?
Brusk Baran
E-mail: [email protected]



