Duydum ki, bizim Ali amcanın küçük oğlu Ahmet de niyeti bozmuş Avrupa’ya gelecekmiş. Tercihini benim de yaşadığım, daha doğrusu yaşamaya çalıştığım İsveç’ten yana kullanmış. Bu haber ile hoş gelir, sefa gelir diyememenin hüznüyle bir ağlamak coştu göz pınarlarımda. Bu çağlayana daha fazla karşı duramadım, oturup ağladım. Fittja’nın o onar katlı apartmanlarının birindeki evimin penceresinden baktım gurbetin zemherisine. Karşıda Masmo’nun şato görünümlü evleri görünüyordu.

-Nereye geliyorsun oğlum, nereye…

Elimde büyümüştü kerata. Daha dün gibi hatırlıyorum doğumunu. Talazlı bir sonbahardı. Annem telaşla:

- Oğlum yengen rahatsızlanmış, git dolmuşçu İdris’i çağır, yengeni Kulu’ ya götürelim.

Yengemin rahatsızlığını da bilemeyerek can havliyle koştum dolmuşçu İdris’in evine. Neden sonra anladım yengemin rahatsızlığını; Kulu dönüşünde yengemin elindeki bebeği de görünce. Sene 1991, daha dün gibi, ama Ahmet bugün 19 yaşında evlenme çağına gelmiş bir delikanlı… Hatta yoklama kâğıdı bile gelmiş Ahmet’in Aralıkta askere gidecekmiş.

Aslında Ali Amca, evin en küçüğü Ahmet’in Avrupa’ya gitmesine hep karşı olmuş. Onun okumasını istemiş ama Ahmet liseyi yarıda bırakmış ve dükkânda babasına yardım etmeyi seçmiş. Ali Amca’da okursa okur, okumazsa kendisi bilir düşüncesiyle fazla üsteleyememiş. Sonra da bari okuyamadı bir kız bulup nişan yapalım, asker dönüşünde de düğün yaparız düşüncesiyle köyde kız bakmış Ahmet’e. Ne hikmettir istediği kızların aileleri hep aynı bahane ile kız vermemişler bizim Ahmet’e…

- Bizim kız küçük, ama biz yine de kızımızı bir Avrupacı’ ya vereceğiz. En azından gider hayatı kurtulur…

Hayat, Avrupa’ya gitmekle kurtuluyor muydu, bilinmez?

Koskoca kasabada oğluna evlendireceği kız bulamayan Ali Amca, son çare Ahmet’i Avrupacı bir kızla evlendirmekte bulmuş. Neymiş bu hayat kurtarmak bari bizim oğlanda gitsin kurtarsın diye acelen kız bakmış bizim Ahmet’ e.Çünkü acele etmezse askere gidecekmiş. Amcam madem gidecek bari askerlikten yırtsın istemiş.

Bir yandan askerlik telaşı içine giren Amcamlar, harıl harıl kız aramışlar bizimkine. Kimin minderine otursalar hep aynı cevapla karşılaşmışlar:

-‘Bizim kız okuyor diye’ başlayan cevaplarla karşılaşmışlar.

Bu cevap bir an önce oğlunu evlendirmeyi düşünen aile için olaya 1-0 geride başlamak demek olur. Sonraki günlerde bu sonuç değişmez aksine aradaki fark açılarak büyür. Kız okusa da okumasa da, kırmız kaplı birkaç sayfalık pasaportun yüzü suyu hürmetine; kız ve ailesi kendiliğinden hiç layık olamayacağı bir mertebeye yükselir.
Yaklaşık 15 yıldır İsveç’teyim, bir-iki istisna hariç okuyan bir Tavşançalı ile kesişmedi yolum. Yoksa Tumba’dan tutunda Stockholm merkeze kadar Mc Donaldslar, King Burger lerde o güzelim ojeli elleriyle, yağın, kirin, pasın içinde gün aşırı karın tokluğuna çalışan kızlarımız mı okuyordu. Aman Allah'ım! Bu mesleksizliğin, bu okumamışlığın, bu vasıfsızlığın Tavşançalı’daki temel karşılığı okumak mı oluyordu?

İsveç’te hangi Fast Foodçuya girseniz bir ya da iki Tavşançalı’lı ile muhakkak karşılarsınız orada..Her defasında köyümün kadınları sanki şeflerle anlaşma yapmış düşünürsünüz. Bir kızım olursa yemin olsun ki sizin şu şubede çalışacak diye…

İsveç için konuşuyorum; okumak gerçekten büyük bir sorun ,büyük bir eksiklik..Evimin yanı başında affedersiniz eşek bağlasan durmaz Cemiyet dedikleri,hiçbir tam layıkıyla cemaat olamayan,olamayacak olan yerde diploma sahibi birini bulmak samanlıkta iğne bulmaktan daha güç. Avrupa Birliğinde mesleksiz,vasıfsız,eğitimsiz,gereksiz böbürlenen,yemek-içmek arasına sıkışan,içindeki durumu hiçbir zaman sorgulamayan,hayatı babasından ödünç alınmış gibi duran gençler….

İsveç’te yaşadıkları Fittja-Alby eksenini modern birer getto haline getiren ve burada kendilerine temizlik,komilik,garsonluk gibi arka işleri layık gören köyümün düğünlerindeki, bakımlı,metro seksüel erkekler…

Ve Altına imza atacağım,Miss Worldlerde derece yapacak modern giyimli kızlar…

Nereye geliyorsun Ahmet’im nereye?Buraların özeti budur işte?

Size son kez bir şey anlatayım: Zamanında Türkiye’de üniversite okuyan,bizim köylü bir genç buralara gelmişti.Cemiyette yalnız oturuyordu.Yanına sokuldum ayaküstü sohbet ettik.Genç bana çekingen, emin bir edayla şunu demişti:

¨Keşke, giyimlerimizi değiştireceğimize;kafalarımızı değiştirseymişiz….¨

Çok doğru bir tespitti..Ve anlatmak istediklerimin tek cümlelik özetiydi. O genç ne oldu bilmiyorum..Her defasında Cemiyete onu görmek için uğradım.Bulamadım..Sanırım tek düşünenimizi kendi içimizden ayıklayıp ilk uçakla Türkiye’ye göndermiştik…

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×