Zulmün başkentidir Filistin.

Ve arabın yüzakıdır Filistinliler.

Arafatın küçük generalleri birer mezar taşıdır şimdi.

Herbir taşa bir uzaktan kumadalı bombanın atıldığı intifadanın ölmüş müslüman kalpleri diriltmeyeceği nin aşikar olduğu bir savaştır gözlerden olmasada kalplerden uzak olan o yerlerde.

Ama yinede hala dağınık ve savruk müslümanların tutkalıdır onların direnişi.

Kendi ağrılarımızı unutturan bir merhemdir onların gözyaşları.

Olası bir devletin mülteci kamplarına dönüştürüldüğü yerdir orası : Cenin, Tulkarim, Cebaliye, Refah diye uzayıp gider Filistin devleti denen kamp yumağı!

Dünyanın en büyük açık hava hapishanesidir Gazze. Tüm bir halk mahkum, tüm bir İsrail ordusu gardiyan. Ve müslümanıyla, hristiyanıyla, budistiyle, solcusu ve sağcısıyla bütün bir insanlık seyirci. Böyle vahşet insanların aslanlara yem edildiği Sezarın Romasında bile eminim yoktu.

Orada sadece zalimler ve mazlumlar vardır şimdi.

Bir zamanlar Selahaddinin tarih sayfalarını ilmek ilmek dokuduğu coğrafyadır orası. Ömer bin Hattab ile başlayıp Selahaddin-i Eyyubi ile biten bir şaşmaz adalet terazisinin son kurulduğu yerdir orası.  

Çocukluğumun isyanıdır Filistin. Daha yeni yetme bir ortaokul öğrencisi iken ev ev dolaşarak yaptığımız toplantılarda gizlice seyrettiğimiz VHS kasetlerde anlatılan ağıttı orası. Şimdi yaşım kırka dayandı ve hala aynı sahneleri izliyorum televizyonun soğuk camından. Artık o kadar kanıksamışızki iri gözlü gencecik arap çocuklarının ölümlerini, hiçbir reaksiyon verecek düşünsel gücümüzün kalmamış olması  ne hazindir yarabbi.

Ve bu vahşeti seyreden herkes ya zalimden yanadır yada mazlumdan, yani ya zalimsinizdir yada mazlum.

Orta yolu olmayan bir denklemdir bu.

Hayatın kendisi gridir ancak orada hayat  ya siyah yada beyaz yaşanır. Sizde ya siyah bakarsınız olaya yada beyaz. Bazıları inatla olaya gri bakar yada gördüğünün yanlış olduğuna kendisini inandırır. Fakat sorun gözlerde değildir sorun bakar kör olan vicdanlarındadır.

Bu 21. yüzyılda, iletişimin bu kadar hızlandığı bir dünyada, dünyanın gözü önünde her yıl düzenli katliamlara uğrayan başka bir millet yoktur herhalde. Yıllar önceydi bir arkadaşıma Filistin meselesi çözülmeden dünya rahat yüzü görmeyecektir dediğimi hatırlıyorum. Şimdi her İsrail saldırısında ölen bebekler ve resimleri  kanserli dokulara kan taşıyan damarlara benziyor. El Kaidenin her saldırısı sonrası Filistine özgürlükten bahsetmesi hiçbir zaman değişmeyecek hastalıklı bir doğruyu söylemişim gibi garip bir ağırlık bırakıyor omuzlarıma.

Filistin meselesinin Kürt yönü oldukça karışıktır. Şimdi sayısını bile unuttuğum defalarca tekrarlanan olay şudur. Bizim sert Kürtçüler biz ne zaman Filistindeki insanlık dramından söz açsak, ”olmaz heval bizim onlara vereceğimiz bir destek yoktur, onlar (Yaser Arafat) körfez savaşında Kürt katili Saddamın yanında durmuş, onu kucaklamış, dünyanın gözü önünde sevgi gösterisinde bulunmuşlardır” derler. Nedense bu itiraz bana hep tebessüm ettirmiştir, çünkü her ikiside ölesiye dövülen iki kişinin birbirlerine neden bana yardım etmiyorsun diye kızmasına benzer bu durum. Ölesiye dövülen Kürt, kendisinden daha çok dayak yemiş Filistinliye neden kızar ki? Politik basireti bağlanmamışsa ki bu Kürtlerde çokça görülen bir hastalıktır maalesef?

Not: Lütfen Filistinle ilgili yardım kuruluşlarına desteğinizi eksiltmeyin.

Kurtuluşun yakın olması dileği ile...

Brusk Baran

E-mail: [email protected]

 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×