Sabah beyaz bir kar örtüsü ile uyanmanın tılsımlı bir güzelliği vardır. Tüm günahları örten bir iyilik dalgası gibi örter insan denen esfele safilinin günaha giden izlerini ve yollarını. Ah bir bilsen!
Göz alabildiğine uzayan bu beyazlık, ruhun göz alabildiğine karanlık dehlizlerine ask eden titrek bir mum ışığı gibidir. Ah bir görsen!
Kamaşan gözlerini kapatırsın bir an ve bizi ansızın bir karanlıkta bırakırsın, etme! Bıraksan belkide dokunacak ışık hüzmeleri gözbebeklerine, okşayacak narin ve nazenin tenini. Ah bir duysan!
Bir ceylan tedirginliği ile basabilsen şu kar tanelerinin üstüne. İncitmesen ve kırmasan kolunu, kanadını. Ah bir anlasan!
Küçükken her bir kar tanesini bir melek indirir gökten derdi annemiz. Çocuktuk ve ne kadar isterdik o melekleri görmeyi. Soğuk pencereye dayadığımız yanağımız hissizleşirdi melekleri beklemekten. Gelmediler ama onlara inanmaktan vazgeçmedik. Ah bir inansan!
Sen avrupanın bilmem hangi şehrinde, kaloriferli sıcak mutfaklarda yemek yerken, biz baldırı çıplak halimizle koşardık geceden yağan karın içinden ‘aşhane’ye doğru. Tezek dağlarının önünde yerdik taze yufka ekmeğini annemizin. Yanında çay ve yoğurtta varsa değme keyfimize. Ah bir denesen!
Köpek sesleri karışırdı fısıltılarımıza akşamları. Titrek ışıklar yanardı uzakta evlerin önünde. Sobadan yayılan sıcaklık ile yağan karın camlara vuran soğukluğu arasındaki gelgitlerde sıkışıp kalırdı hayallerimiz. Ah bir düşlesen!
Yağan kar tipisinden dolayı başları önde paltolu adamlar geçerdi elleri ceplerinde. ‘Bu havalarda savaşanlarda var’ der şair, demek ki bu havalarda, sabahın bu erken saatinde işine gücüne giden adamlarda var o küçük köyde. Ah bir gitsen!
Brusk Baran
Eamail: [email protected]



