Ekonomi Haberleri Tümü

'25 milyon dolar baba parası batırdım'

İzzet Çapa / Ht Pazar

Aslına bakarsanız önce çekindim Ali Sabancı ile röportaj yapmaya. Daha önceleri pek çok gazeteci tarafından onun portresi çizilmişti. Değişik ne olabilirdi ki? Sonra "Yürü ya İzzet" dedim kendi kendime "Dereyi görmeden çıkarma yine Nike'ları." İyi ki de yürümüşüm. Çünkü Ali'nin ofisinde başlayan teknede, Boğazın dalgaları arasında sona eren 6 saatlik muhabbetin sonunda eşi benzeri olmayan bir Ali Sabancı resmi çıktı ortaya. Picasso muyum ne?

"Asla düşünebildiğinden daha hızlı konuşma" sözüne hep inanmışımdır. Ama bir de ikisini aynı hızda yapan insanlar var ki, onlar gerçekten hayret uyandırıyor. Nerede okuduğumu hatırlamıyorum, hızlı konuşanlar karşılarındakini daha kolay ikna edebiliyormuş. Hatta bir de deney yapmışlar bu konuda. Kobaylık yapan bir insanı kafeinin zararlı olduğuna ikna edecekler. Dakikada 195 kelime konuşan, 102 kelime konuşandan daha çabuk başarmış bunu. Benim karşımdaysa bırakın dakikayı, saniyelerde 195 sözcük kullanan bir insan var. Hayatıyla ilgili gerçekleri o kadar hızlı ve samimi anlatıyor ki, ikna olmaktan çok, hayran kalıyorsunuz. Ruhu Usain Bolt'tan süratli bu adamın adı; Ali Sabancı. Bazen benimle, bazen kendiyle, en çok da isminin hayatına etkileriyle dalga geçti Ali. Karısına olan aşkı ve hayranlığından tutun, çocuklarını aile şirketine neden sokmak istemediğine kadar pek çok şey anlattı. Siz siz olun bu röportajı okumadan önce kemerlerinizi bağlayın. İşte karşınızda Ali Sabancı unplugged.

 

 

Petrol fiyatlarındaki değişim ve iniş çıkışların low-cost (düşük bilet fiyatlı) havayolu şirketleri üzerindeki etkilerini soracağımı sanıyorsan aldanıyorsun. Ne burcu Ali Sabancı?
Boğa. Meksikalılar her yıl Mayıs'ta doğum günümü kutluyor.
O ne demek ya?
5 Mayıs'ta doğmuşum. Meksikalıların "Cinco de Mayo" dedikleri özgürlük bayramında. Bir rivayete de göre Pegasus bundan 20 yıl önce ilk uçuşuna 5 Mayıs'ta başlamış.
Kozmik tesadüflere inanır mısın?
İnanmak istemiyorum. Fazla dua bilmem ama Allah'la aramda Türkçe bir bağ var. Akşamları Allah'a dua ederken 3 şeye konsantre olurdum. Bir; bütün iyi insanları kötülerden koru, onlara huzur ve sevgi ver. İkincisi, çocuklarımı iyi yetiştirebileyim ki dünyaya katkıları olsun. Üçüncüsü, Ali'ye gelecek bütün iyilikleri Vuslat'a ve oğullarıma ver. Onlara gelecek bütün kötülükleri de bana.
Az önce 3 şeye konsantre "Olurdum" demiştin. Değişen ne?
Şimdi bir dördüncü ekledim. Diyorum ki; Allah'ım beni de iyilerden sayıyorsan, bana güç ver ki kötüleri iyiye döndürmeye çalışayım.

'KARARLARI EKİBİM VERSİN İSTİYORUM'
Peki işte karar verirken de Buddha kadar iyimser misin?
Aslına bakarsan işte kararları kendim vermek istemiyorum. Öyle bir ekibim olmalı ki onların verdiği ortak kararı onaylayabilmeliyim.
Bu hayali bir ekip mi yoksa idealindeki takımı kurdun mu?
Kurdum sayılır. "Siz nasıl isterseniz öyle olsunculardan" uzak dururum. Fikirlerini açıkça söyleyenler müthiş iş çıkarıyor.
Kaç kişilik ekibin var?
Önümde ve yanımda 2200 kişi var.
Nedir senin sistemini bu kadar farklı kılan?
Bir gece Divan'da oturmuş votkamı içiyorum. Pilotların başından telefon geldi. Teknik ekipten gelen olağan dışı telefonlar tedirgin eder beni... Diyarbakır'dan İstanbul'a gelen başka bir havayolu şirketi rötar yapmış. Bizim uçakta da 14 boş koltuk varmış. Bizimkiler koşup "Var mı İstanbul yolcusu" diye anons yaptırıyor.
"İstanbul'a bir iki" misali.
Çalışanlara "inisiyatif alma ruhu"nu aşılamak lazım. Adam zaten ortak şirkete.
Patron memnun anlaşılan.
Tabii. Demek ki "Bu adamlarla her şeyimi paylaşmam lazım" dedim.

'GOOGLE'IN CEO'SU ÜÇ BACAKLI DEĞİLMİŞ'
Yılın İşadamı Ödülü'nü kazandıran Ali'ye özgü yöntemler mi?
Onu bilemem ama işin garibi ödülü veren kayınvalidemin (Sema Doğan) bir taraftan da "Bravo" deyip sırtımı sıvazlamasıydı.
Niye, mahcup mu oldun?
Oradakilerin kafasından geçenleri düşündüm. Oylama internetten yapılmış olsa bile kayınvalidesinin damadına ödül verdiğini görenler diyor ki "Bu adam başarılı ama..."
"Ama"sı var...
Tabii. Mesela Hanzade'lerin (Doğan Boyner) evinde Google'ın CEO'suyla tanıştım. 7 milyar dolarlık adam. "Üç bacaklı filan mı" diye baktım ama, değil. Benim gibi. (Gülüyor...) "Önümüzdeki yıl da en çok girişimci Amerika'dan çıkacak" diyor.
Sen farklı mı düşünüyorsun ?
Biz Türkiye'deki başarılı girişimcileri ezip yok ederiz ağabey. Her başarının sonuna bir ama ekleriz. En vasıflı çalışan bile mal sahabına (sahibine) karşı eziklik duyuyor. Bu yüzden "2200 kişi arkamda değil önümde ve yanımda" diyorum.
Daha rahatlatıcı bir konuya geçelim! Sabancı'dan neden ayrıldın?
En basit sebebini söyleyeyim. İşe başladığımda bir kartvizit verdiler, H. Ö. (dedesi Hacı Ömer) Sabancı Holding A.Ş. yazıyor, altında da Ali Sabancı Strateji ve İş Geliştirme Gurup Başkanı.
Ne var bunda?
Ulan kartı gören adam inek değil ki, soyadın ile Türkiye'nin en büyük holdinglerinden birinin adı aynı. İstersen zurnanın son deliği ol, yaptırdıkları çevre dostu kâğıttan kartvizitin ağırlığı kurşun gibi üzerine yapışıyor. Adam seni baştan böyle kabul ediyor, neyin başkanısın? Dedenin şirketinin.
Sabancı'ya takıntılıyız galiba.
Ben Ali'yim. Ama gel de anlat. Hiç unutmam, sünnetimde bir künye gelmişti. Ne yazıyor? A. Sabancı. Acayip bozuldum "Niye Ali yazmıyor" diye. Ahmet mi? Akif mi? Daha fenası Aliye de olabilir. Sabancı ismi seni bastırıyor ağabey.
Kaç Sabancı çalışıyor Pegasus'ta?
Burada bir tek ben. Pegasus'un bağlı olduğu Esas Holding'te de ablam Emine ve iki yeğenim var.
Aile şirketinden ayrılacağını söyleyince Vuslat Hanım'ın tepkisi ne oldu?
Konuyu 4 ay tartıştık.
Aç açıkta kalacak halin yok ya, neden bu kadar düşündün?
Tamam param illa ki var ama ne yapacağımı bilmiyordum, bir tek ne yapmak "istemediğimi" biliyordum.
Neydi o?
Bu kutuya hapsolmak! Sonunda Vuslat'la anlaştık. Sıra geldi babama söylemeye...

 

 

'GİDİYORUM, DEYİNCE SAKIP AMCAM TATİLE ÇIKIYORUM ZANNETTİ'
Eyvah!!!
Eyvah tabii. Düşünsene babam şirketin 5 kurucusundan biri.
Niye bu kadar tedirgindin? İlk sen misin ayrılan?
Hayır Emine ablam da ayrılmıştı ama ailede erkek evlat olmak gibi fena bir durum var ya.
Ne dedi peder bey?
"Hayırlı olsun oğlum, sonuna kadar destekliyorum" dedi.
Rahmetli Sakıp Amca'nın tepkisi?
Ona "Gidiyorum" dediğimde, tatile çıkacağımı zannedip "Yolculuk nereye" diye sordu.
Maldivler'e değil de şirketten gittiğini öğrenince ne dedi?
İlk söylediği "Risk almıyor musun" oldu. Dedim "Alıyorum ama riski bir tarif edelim amca. 34-35 yaşındayım, çok iyi bir eğitimim ve evliliğim var. Şu ana kadar yanlış bir şey yapmamışım. Bir de Allah sizden razı olsun, çok param var. Bu işi şimdi denemezsem ne zaman deneyeceğim?"
Güzel monologmuş, ikna edici oldu mu?
Önce olmadı sanırım çünkü "Ne yanlışsa söyle, düzeltelim" dedi ama söylemedim. Ayrılıp durumun geri dönüşü olmayan bir hal almasından sonra, dışarıdan biri olarak bunları söylememin önemi vardı.
Sanki üniversitede, etik dersindeyim. Açıklasana biraz bunu?
"Yanlışlar düzeltilir ve kalırsam, 3 ay sonra başka bir kuzenim 'Ayrılmak istiyorum' dese aynı şeyi söylemek zorunda kalmayacak mısın amca" dedim. "Evet" dedi.
Ayrıldıktan sonra söyleyebildin mi?
Maalesef, çünkü 3 ay sonra vefat etti.

'AYRILMAMIN GÜLER SABANCI'YLA İLGİSİ YOK'
Sakıp Bey'in son zamanlarında vefat edeceği hissediliyordu değil mi?
Son tahlilleri pozitif gelmişti. Hatta şampanya açıp kutlamıştık.
Peki Özdemir Sabancı suikastı hayatında neleri değiştirdi?
Hayatta ummadığın anda neler olabileceğini gördüğün için önlemini farklı alıyorsun. Bir Ürdün seyahatinde büyükelçimiz bana zırhlı araç göndermiş. Şoföre "Hayırdır bir sorun mu var" dedim. O da "Yok Ali Bey ama sıkıntının bir defa olması yeterli" dedi. Anladın mı adamın verdiği dersi?
Ayrılık kararında Güler Sabancı'nın Yönetim Kurulu Başkanı olmasının etkisi var mı?
Yok. Zaten Güler ablam, ben ayrıldıktan 3-4 ay sonra başkan oldu. Ama başka aile fertleri o başkan olunca ayrıldı.
Soyadı Sabancı olmayan birinin başa geçmesi mümkün müydü?
Bir gün rahmetli Sakıp Amca ve babamla konuşuyoruz. Baktım odada "en önemli şey iyi insan" edebiyatı gırla. Birinci sınıf insanlarla çalışmalıymışız falan filan. Ben de "Hiç merak etmeyin, biz dünyanın en şanslı ailesiyiz" dedim.
Neden merak etmeyeceklermiş?
"Bütün işlerimizin başında ya bir Sabancı ya da eşi var" dedim. Demek ki sadece biz iyi değiliz, eşlerimiz de süper. (Gülüyor...)
Aile boyu saadet desene...
Tabii. Mesela konuşmacı olarak gittiğim bir üniversitede "İyi bir girişimci misin" diye sordular. "Dünyanın en iyi girişimcisiyim, üstelik doğuştan girişimciyim" dedim. Yahu baksanıza, babamı, anamı doğru seçmişim. Annem Sapmaz'lardan, babam Sabancı. O günlerde Koç'lar, Sapmaz'lar, sonra Sabancı'lar geliyor. Üstelik hanımı da doğru seçmişim. İşte bak kayınpedere, Aydın Doğan!
Yeri gelmişken, Sabancı'lar ve Koçlar'ı nasıl kıyaslarsın?
Onların işi daha kolay. Tek kurucu Vehbi Bey, sonra 4 çocuk, ardından bir 4 daha. Yani soyağaçları daha dar. Bize gelince 1 dede, 5 kurucu ortak sonra da 25 kişi. Böyle bakarsan Koç Grubu çok daha hızlı profesyonelleşebiliyor. Her işin başında bizdeki gibi bir aile ferdi yok, bu yeni insanların önünü açıyor
Bırak Sabancı'ları, Koç'ları da Vuslat Hanım'la nasıl tanıştın onu anlat.
22 yaşındayım ama Morgan Stanley'de çalışmışım, master için Columbia'ya girmişim. Evim Central Park'ın karşısında. Bir Porsche'm var, bir de üstü açık Mercedes.
Ama Vuslat Hanım hâlâ yok.
Önce Columbia'da master yaparken karşılaştık. Sonra yaz tatilinde Yıldırım Demirören'in doğum günü partisinde gördüm. İnan şu an bile Vuslat'ın o gün ne giydiğini hatırlıyorum. Emine ablama telefonunu sordum "Alamazsın" dedi.
Neden?
"O öyle bir insan değil" dedi. "Eğer o öyle bir insan değilse, ben nasıl bir insanım" dedim. Neyse sonra Amerika'ya gittim. Şimdi bende ego yükseldi ya.
Daha ne yükselecek?
Öyle deme. Vuslat benim için sıradan biri değildi. İyi eğitimli, güzel, kendine güveni var. Bir haber aldım ki New York'a gelmiş. Bana yakın bir yerde apartman dairesi kiralamış.
Kadere bak.
O zaman Ali öyle demiyordu. Egoma bak ağabey, dedim ki "Tabii beni kovalayacak". Halbuki öyle bir şey yok. Sonra aynı derse girmeye başladık, ne olduysa ondan sonra oldu.
Evlenme teklifini nasıl yapmıştın?
Cesaretli bir şekilde yapmadım aslında. Londra'daydık. "Sana evlenme teklif etsem, ne dersin" dedim. O da "Edersen kabul ederim" diye cevap verdi.

'BANKA KURABİLİRİM DERKEN VEZNEDAR OLDUM'
Amerika'dan dönerken egoyu valize nasıl sığdırdın?
Döner dönmez peder "Akbank'ta çalışacaksın" dedi. Ulan koskoca ben (gülüyor...) üniversite okumuşum, master yapmışım, dünyayı görmüşüm, 2 lisan biliyorum. Bana sorsanız banka kurardım, siz ne diyorsunuz ya!
Kuruldu mu Ali Bank ?
Yok ağabey, ilk gün Bahçekapı Şubesi'nde çalışmaya başladım. Ulan Bahçekapı Şubesi nerede?
Yeni Cami'nin arkasında. Müdür olarak iş başı yaptın; sonra...
Ne müdürü oğlum, veznedar oldum. Ama zamanla anladım ki, işi cephede öğrenmem pederin bana yaptığı en büyük kıyakmış.

"GECE YARISI HELVA YAPAR YERİM"
Hadi gel, işten çıkıp eve gidelim. Mesela yemek yapar mısın?
Öf, hem de nasıl. Üstelik bir de zengin çocuğuyuz ya. Evde 3 mutfak var, biri bana ait. Ama akşamları kilitleniyor çünkü gece kalkıp yemek yeme hastalığım var. Kahya kapıları kilitlemezse yataktan fırlar, 10 dakikada geceyarısı helvası yapar yerim. Bir ihtimal açık unutmuşlardır diye kontrol ediyorum. Ana mutfak açık kalıyor ama orada hiç güzel bir şey yok. Hepsi sağlıklı.
Peki evde gündüz ne yemekler pişiyor?
Vuslat'lı ve Vuslat'sız olmak üzere 2 ayrı menü var. O seyahatteyken şinitzel, pilav, patates, köfte. Dönünce lahana dolması, salata gibi sağlıklı şeyler.
Ortası yok mu?
Orta yolu bulmak için bugünlerde ailecek Burak Başarır diye bir diyetisyene gidiyoruz. Daha doğrusu haftada bir o bize geliyor. Ah o adamın benden çektikleri. 6 ayda 2 kilo vermişim.
Böyle söyleme kimse gitmeyecek adama.
Zaten o da "Burak diyetisyenim, diyorsun. Gel sadece dost kalalım" dedi. Artık birlikte maçlara gidiyoruz.
Küfür falan?
Ne diyorsun ya, 2'nci yarıyı hatırlamıyorum stresten.
Adam dövmüyor musun?
Nasıl döveyim ağabey?
E küfür ediyormuşsun.
Oğlum en sağlam loca bizde. Etrafımızda dövecek kimse yok ki. Sağa bakıyorsun Cengiz'ler (Çetindoğan), sola bakıyorsun Mehmet Ali'ler (Yalçındağ).
Futbolu bu kadar seviyorsun. Galatasaray'dan bir teklif gelse yönetime katılır mısın?
Kayınpeder (Aydın Doğan) futbolla ne ilgilenir ne de anlar ama bana "Ünal (Aysal) Bey seninle konuşmak istiyor" dedi. "Tamam" dedim ama futbol takımında yönetici olmanın gerektirdiği meziyetlerin bende olmadığını hissettim.


'KAYINPEDERİME BABA DİYORUM'
Aydın Bey'e nasıl hitap ediyorsun?
"Baba" diyorum. Kayınvalideme de "Sema anne". Ama ailenin bana alışması daha yeni sayılır, 5 sene falan oldu. Çevremdekilere "Nasılsın hayatım" filan diye hitap etmeye alışmışım...


"TÜRKİYE'YE HİZMET EDEN PARTİDEN SİYASETE GİRERİM"
Siyaseti düşünür müsün?
Düşünürüm çünkü arkamda iz bırakmak istiyorum.
Hangi partiden?
Kim Türkiye'ye hizmet ediyorsa ona hizmet etmeye hazırım. Anlayacağın fark etmez, buralıyım.
Bir de derin denizlerin Ali Sabancı'sı var. Dalmak bir kaçış mı senin için?
Kaçıyorsun tabii. Dalmak ruhsal detoks. Tam bir sessizlik. Üstelik hem disiplin hem risk almayı gerektiriyor. En küçük bir hatada affı yok.
Yalnız dalınmıyor herhalde?
Yok, yanında her zaman biri oluyor. Ona "dalma buddy'si" diyoruz.

'VUSLAT'A ‘LATİKO' DİYORUM'
Peki dalma buddy'si olarak Vuslat Hanım'ın dışında hangi kadını seçerdin?
Oğlum nereden buluyorsun bu zor soruları.
O zaman bildiğin yerlerden soralım. Vuslat Hanım'a taktığın özel bir isim var mı?
Latiko.
Latince mi o?
Yok ya, aslında "Vuslatiko" diyordum ama çocukluğunda geçirdiği bir kaza nedeniyle sol kulağı ağır işitiyor. Meğer vus'unu duymuyormuş. O yüzden artık sadece "Latiko" diyorum. Hatta teknemizin adını bile öyle koyduk.
Evde patron kim?
Hiç kafayı yorma, Vuslat tabii ki, onu sormana bile gerek yok.
2 çocuğunuz var. Sert bir baba mı Ali?
Kuralları daha çok ben koymaya çalışıyorum. Anneler daha yumuşak doğal olarak.
Dışarıdan bakıldığında ayrı dünyaların insanları gibi görünüyorsunuz.
Vuslat maneviyatı yoğun, disiplinli bir insan. Bazen meditasyon için Hindistan'a gidiyor, "2 gün aramayacağım, çünkü telefon çekmiyor" diyor.

'FERZAN ÖZPETEK RESSAM MIYDI?'
İlk iş menüler değişiyor tabii..
Bir tek menüler mi? İstediğim filmleri de seyredebiliyorum. Vuslat beni Portekizce sanat filmine götürüyor. Altyazı filan okumak istiyorsam, Allah canımı alsın!
Sen ne seyretmek istiyorsun peki?
Güleceksin ama Airplane 4 çıksa seyrederim. Bir gün "Karşı Pencere" diye bir filme götürdü. Ferzan Bey'in filmiymiş. Sonra Ferzan Bey bize geldi. Ulan Ferzan Bey ressam mıydı, yazar mıydı?
Fotomodel!
Dalga geçme. Bizim hanımın böyle dostları var. Bir gün de Koç Üniversitesi'nde Fazıl Say'ın resitaline gittik. Piyano çalıyor, onu biliyorum. O gece doğaçlama çalacakmış. Çıktı adam başladı, "Bu ne" dedim "rezalet bir şey". Yanlış anlaşılmasın, bunlar çok önemli adamlar, büyük sanat icra ediyorlar ama bana hitap etmiyor.

"BABA PARASI BATIRDIM AMA FERİT DAHA ÇOK BATIRDI"
Bill Gates parasının 5'te 2'sini hayır kurumlarına bağışlıyor...
Daha oralarda değilim. Bu paranın hiçbirini ben kazanmadım çünkü. Babamın parasıyla yapıyorum bu işleri.
Hiç baba parası batırdın mı?
TürkNet'te tam 25 milyon dolarını batırdım. Halbuki Türkiye'nin en büyük ikinci internet ağıydı. Babamlara, "Ferit (Şahenk) daha çok batırdı" diyerek avutuyordum kendimi çünkü Doğuş Holding 72 milyon batırmıştı. Ferit'le hâlâ konuşuruz bunu.
Senin için "Sabancı'ya yakışmayacak kadar cömert" diyorlar.
Kredi kartımı hiç kullanmam, bütün paramı ablam yönetir. Ona "Talimat yollarsan, altında bir imzan olsun yeter, okumadan imza atarım" dedim.
Özel hayatında savurgan mısın, tutumlu mu?
Benim tutumlu olmama gerek yok... Vuslat o kadar tutumlu ki!
Pardon...
Öyle yetişmiş. Çok beğendiği bir şey oluyor mesela. "Haydi alalım" diyorum. "Yok boş ver" diye geçiştiriyor.
Baba parası daha mı rahat harcanıyor?
Kesinlikle. Kendin kazandığın zaman çok daha dikkatli harcıyorsun.
Bu yüzden mi ikinci el otomobil alıyorsun?
Çünkü ikinci el 500 km yapmış, üstelik de yüzde 20 daha ucuz. Torbası bile duruyor hâlâ. Neden almayayım?
Zenginliğin seni rahatsız ediyor mu? Bu konuda bir kompleksin var mı?
"Zengin olduğu için rahat" laflarını çıkarıyorlar. Zengin olan ben değilim ki annem babam, bunda utanacak hiç bir şey görmüyorum. Ama "En gıcık olduğun laf nedir" diye sorarsan...
Hatırın kalmasın sorayım...
"Valla seni çok takdir ettim çok mütevazısın" demeleri. Ulan mütevazılık ne zaman bir meziyet oldu?

"THY'Yİ KÖTÜLEMEMİ BEKLİYORLAR"
THY'den çıkarılan 300 kişi sana gelse alır mısın?
Almayız, onları işe almam için böyle bir ihtiyaç olması lazım. Bu olayda 3 gurup zarar gördü. İşten çıkarılanlar, şirket, bir de yolcular.
Senin çözümün ne olurdu?
Problemi tam olarak bilmiyorum. Rakip olduğumuz için THY'yi kötülememi bekliyorlar. Ama ben ne yönetimin ne de çalışanların durumundan haberdarım ağabey. Aman ha İzzet yanılgıya kapılma, biz zengin bir şirket değiliz. Pegasus'un mal sahibi zengin, şirket değil.
Ağzında hep bir ağabeydir gidiyor...
Ağızdan çıkan yumuşak bir saygı sözcüğü çünkü o. Böylece sana içten bir şefkat ve saygı göstermiş oluyorum.

'EVDE BEKLEYEN DİNÇ BİR KARIM VAR'
Saatte 300 km hızla konuşan bir adam olarak evde hiç iş konuşmadığın doğru mu?
Doğru tabii. Yani Vuslat anlatmazsa ben sormam, o sormazsa ben de anlatmam. Şanslıyım. Eve dönünce bütün gün "Akşam ne yapacağız" diye pineklemiş değil, dinç bir karım var.
Halbuki herkes sizi davetten davete koşuyor zanneder.
İmkân var mı? Mesela saunada Alem Dergisi'ne filan bakıyorum. Gündüz 5'teki bir davetten fotoğraf basmışlar. Ulan adamın oraya gitmesi için 12'de işten çıkması lazım. Kadın desen demek sabahtan beri hazırlanıyor.
Geldiğimden beri elinden bırakmadın şu kolonyayı, hem de en ucuzundan, zehir gibi kokusu.
Ağabey ne yapayım sinüzitime iyi geliyor, hem dandik kolonyanın kokusunu da çok severim.

Paylaş
Tweet Paylaş Paylaş
Yorum Gönder
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir. Teşekkür Ederiz.
Yorumunuz onaylanmıştır, teşekkür ederiz.
Ad Soyad
Yorumunuz